Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı ve hayaller üzerine…

Geçen gün bilmem kaçıncı kez “Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı” filmini izledim. 🙂 Ben Stiller’in hem yönetip hem de Walter Mitty rolünü üstlendiği filmin diğer oyuncuları Sean Penn ve Kristen Wiig. Film pek bir benzerliği olmasa da 1939 yılında James Thurber’in yazdığı aynı adlı kısa hikayesinden uyarlanmış.

Konu: Filmimiz Life dergisinde negatif fotoğraflardan sorumlu müdür olarak çalışan Walter Mitty’nin öyküsünü anlatıyor. Walter Mitty sıkıcı hayatı içerisinde sık sık hayallere dalıp gitmekte ve bu fantastik hayallerinde kendisini bir kahraman olarak düşlemektedir. Çoğu zaman hayallerinde de yer alan, âşık olduğu ama bir türlü açılamadığı Cheryl da (Kristen Wiig) kendisi gibi Life dergisinde çalışmaktadır ve her ikisi de çok yakında işsiz kalacaklardır. Çünkü dergi artık sadece internet üzerinden yayın yapacağından kapanmak üzeredir. Çıkaracakları bir sonraki sayı derginin basılı son sayısı olacaktır.

Diğer taraftan derginin maceraperest foto muhabiri Sean O’Connel (Sean Penn), birbirleriyle hiç karşılaşmış olmasalar da uzun yıllardır Walter ile oldukça uyumlu bir şekilde çalışmaktadır. Çektiği fotoğrafların negatiflerini son kez Walter’a gönderen O’Connel, yıllardır ortaya çıkardığı harika iş karşısında duyduğu minneti göstermek için de Walter’a hediye bir cüzdan gönderir. Negatiflerle birlikte gelen notta da şöyle yazmaktadır; “25 numara şu ana kadarkilerin en iyisi; Life’ın en mükemmel örneği…

Fakat bir sorun vardır. O’Connel’in sözünü ettiği 25 numaralı negatif kayıptır. Derginin son sayının kapağında yer alacak olan 25 numaralı negatifin peşine düşen Walter, ulaşılması oldukça zor biri olan O’Connel’ı bulmaya çalışacaktır.

Film hakkında daha fazla bilgi vererek izlemeyen dostlara rahatsızlık vermek istemiyorum. Ben bu yazıyı asıl konuşmak istediğim konuyu açmak adına başlattım. Hayallerimiz dediğimizde aklımıza gelenleri düşünün ki burada hayal kurmaktan, rüyalara dalmaktan bahsetmiyorum. Aslında benim anlatmak istediğim hedeflerimiz olan hayaller ve bu hayallerini gerçekleştirmek adına yapabileceklerimiz. Düşünün bakalım, ne kadar çok hayal kuruyorsunuz ama kaçını gerçeğe dönüştürebiliyorsunuz.

“Dünyayı, zor gelen şeyleri görmek, duvarların arkasını görmek, yakınlaşmak, birbirini bulmak ve hissetmek… Bu hayatın amacı.”

Walter Mitty’nin çalıştığı LIFE dergisinin sloganı..!

Size ne anlatıyor bilmiyorum, ama ben bu sözü duyduğumdan beri bir köşemde hep tutuyorum. Nasıl bir güç gerekir sizi oturduğunuz koltuktan kaldırmaya hiç düşündünüz mü? Ne kadar çabalamak gerekir, ben size söyleyebilirim bunu, bir hayli çok. Çünkü bedenimiz ve zihnimiz bir tehlike sezmediği sürece olağan durumunu korumaya meyillidir  bu nedenle ilk adım her zaman en zor adımınız olacaktır. İnanıyorum ki o adımı atmak için kendinize bir amaç ve ulaşmanız gereken bir hazine vaat ederseniz bu iş biraz daha kolaylaşacaktır. Joseph Campbell’ın da dediği gibi “Girmeye korktuğun mağara, umduğun hazineyi saklıyor olabilir.”

Bu noktada hareket algısını ele alalım, neden bu kadar kolay harekete geçemeyiz. Hareket etmek öncelikle bir olaya karşı refleks göstermiyorsak ki bu durum saniyenin üçte biri hızında gerçekleşir, hep bir plana bağlı gerçekleşir. Yani geleceğe bağlıdır. Yukarıda belirttiğim gibi konforun bırakılması ve bilinmeyenlerin arasına atlanması planı zihnin belirsizliklere karşı olan direnciyle karşılaşınca aslında içimizde destansı bir savaşa giriştiğimizi anlayabiliriz.  Bu arada zihin eylemin etkilerinden değil, gerçekleşme fikrinden korkar. Dalmaktan korkanlar gibi veya paraşütle atlayanlar. Eylem gerçekleşene kadar zihnin kontrolü korkularımızın elindedir. Eylemin sonucu olarak artık korkular yok olmuştur.

Tek yapmanız gereken eylem Anına odaklanmaktır. Ancak odaklanmak acele ile yapılmaz, sakin, dingin ve bedeninizin kapladığı mekanda mevcut olarak yapılabilir.

 

Sevgiyle kalın dostlarım, bu filmi mutlaka izleyin. Hayallerinize bir miktar da olsa yaklaşma cesareti verecektir. 😉

Bir Cevap Yazın