Bir Sırt Çantası Hikayesi


(Bölüm 1 – Ayrılık)

Bazen emin olamazsın yaşadığından, hayattan. İstediğin gibi gitmediğini hissedersin hiçbir şeyin.
Tesadüf ya hep sonbahardır mevsim.

Yapraklar sararırken bir hüzün kaplar seni, gitmek istersin.

İstanbul güzel şehir, bir deniz kıyısı bulursun kendine. Boğazdan geçen gemileri seyredersin, yere düşen yapraklara bakarsın. Simidini çayını almışsındır, yanına gelen acıkmış bir sokak hayvanıyla paylaşırsın.
Kulağında melankolik bir müzik çalar, aklında karalarsın şimdiye kadar soramadığın soruları, veremediğin cevapları.

Üşürsün biraz, çayından bir yudum alırsın.

Balıkçıları izlerken kısacık hayatına sığdıramadıkların gelir aklına iyice kapanırsın içine.
Gitmek istersin, yürüyüp giden insanlara bakarsın, köpeğini gezdiren bir kadın görürsün. Bebeğine hava aldıran genç bir çift geçer hemen yanından. Sararmış bir yaprağı alırsın eline, içine çekersin sonbaharın kokusunu.

Kalırsın, fark edilmek istediğini düşünürsün belki de, yeteneklisindir aslında. Müzikten anlarsın ya da resimden, fotoğraf makinesiyle harikalar yaratırsın oda olmazsa heykel yaparsın. Ben buradayım dersin kendi kendine, gücüne güç katar bu puslu hava. Bakarsın bir daha, güzelim İstanbul Boğazına.

Bugün yeni hayatımın ilk günü dersin. Gidersin…

Ne kadar eski olduğu dışında neler mi hatırlıyorum eski hayatımdan? Sanırım hiçbir şeyi unutmamak üzere lanetlenenlerdenim ben de.

Bir masal nasıl başlar, bir kahramanın yolculuğu. Önce var olan düzen bozulur, artık kahramanımızın hayatta kalmasına yardımcı olamayacak hale gelir, ev dediği yer onun mezarı olma yolunda ilerliyordur.

Elbette masal gibi bir yaşamım yok, yoksa var mı? Bir bakalım.

Bir gün tüm dünyamın düzeni bozulur, artık o kadar sıkılmışım ki tekdüze yaşamaktan kurulu düzeni bir kenara bırakıp kendimi düzensizliğin içine bıraktım. Şunu iyi bilin eğer dönecek bir yeriniz varsa asla bir yerlere varamazsınız. Önce dönebileceğim bir yer bırakmadığımdan emin oldum. Tüm ev eşyalarımı bağışlayıp / satıp bir sırt çantasına sığdım. Daha sonra şehrin belki de en çok yaşamak istediğim bölgelerinde pansiyonlarda kalmaya başladım. İşin sonunda artık bir avare olarak günlerimi geçirmeye başladım. Bir yandan toplumun içinde çalışarak para kazanırken, diğer bir yandan tamamen dışında yaşam alnımı en özgür biçimde şekillendirerek istediğim hareket rahatlığına olanak sağlamıştım.

Şu an dünyada var olan eşya sayım 48 (kırk sekiz). Nasıl sizce de biraz fazla değil mi?

Listesini paylaşmayı düşünmüyorum, sizler benim gibi yapın yazısı değil bu, sadece benim işte. Dinlediğim müzikten, yürüdüğüm taşlı yollara veya patikalara kadar olan hikayelerim, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, tanıştığım insanlar ve öğrendiğim geri kalan her şeyi kapsayacak bir kaynak olmasını istiyorum. Sizlere iyi okumalar. Aşağıdaki müziği sizin için ekledim. Dinleyiniz efendim.

Bir avareden sevgilerle.